August 28, 2012

Beşiktaş-Galatasaray

                                                                           
Maçtan sonra ortalıkta patlak veren adalet ve temiz lig savunucusu Fener’liler ve çapulcu diye adlandırdığım çarşıcı BJK’liler her ne kadar tadımızı kaçırsa da oynanan(oynanamayan) oyunla alakalı üç beş kelam etmekten kendimi alıkoymayacağım.

Oyuna başladığımız 11 bence çok doğru bir tercihti. Herkesin aklında Amrabat sol kanatta ilk tercih olarak gözükse de son maçlarda ki Emre Çolak performansı onu bu maçta da kulübeye çekti. Fakat Emre Çolak’tan en azından kısa vadede istikrar beklemek çok sağlıklı değil. Açıkcası ben hala ve inatla Emre Çolak’tan çok fazla birşey beklenmemesi gerektiği kanaatindeyim. Maalesef taraftarın altyapı fetişizmi, takımda ki tecrübeli oyuncuların sevgi dolu yaklaşımı ve Grande’nin fazla değer yüklemesiyle oluşan atmosferden dolayı Emre hafiften “ben oldum ve takımın yıldızlarından biriyim” havasına girmiş. Eminim Grande gerekeni yapıyordur.

Melo ise herkesin malumu İtalya’da idman yapmak yerine Amerika’da 8 ay tatil yapınca kendini toparlayıp takıma adapte olması kolay olmadı ve olmayacakta önümüzdeki birkaç hafta içinde. Neyse ki gelecek haftadan sonra milli maç arası var da biraz toparlar zira şampiyonlar liginde ona ve geçen yıl ki performansına ciddi ciddi ihtiyacımız olacak. Savunma da yaşadığımız sıkıntıların sezon başı itibari ile en büyük nedeni Melo’suzluk ve bu sorunun Melo dışında kısa vadede, takım tam olarak ön liberosuz bir sisteme geçinceye kadar bir çözümü bence söz konusu değil şuan sahip olduğumuz oyun düzeninde. Kasımpaşa, Fenerbahçe, Beşiktaş vs gibi bir anlamda yeni kurulan takımlara karşı 3 yersin 4ü atarsın ama kupa 1’de bu yenenleri çıkarmak kolay olmuyor maalesef.

Maça dönecek olursak ilk yarının bazı bölümlerinde -özellikle Elmander’in voleyi vuramadığı pozisyon- Galatasaray’dan müthiş atak ve organizasyonlar izledik. Bir ara maçı birlikte izlediğim Beşiktaş’lı arkadaşların bile başı döndü. Eğer ilk yarının bazı bölümlerinde gösterdiğimiz bu ışıltıları maçın geneline yayıp yenilseydik çok daha mutlu olurdum ama şöyle de bir durum var bunları zaten 70 dkye yayabilirsek herhangi bir maçta karşımızda ne Barça ne de Madrid durabilir dolayısı ile bu bölümlerde ki etkinliğimizin tek nedeni bizim çok iyi oynamış olmamızdan ziyade Beşiktaş’ın bize o alanları vermiş olması ve bu organizasyonlara cevap verebilecek gücü olmamasıydı.

İlk yarıda yakalamış olduğumuz birçok fırsat var ve bunları değerlendiremedik. Değerlendirseydik başka olurdulara vs hiç girmemek gerek keza aynı şeyleri BJK için de söyleyebiliriz. Bu takım bu sene öyle ya da böyle ve de rahatça şampiyon olacaktır. Bu konuda bir sıkıntı olmamakla birlikte geçen yıl ki takımın en önemli iki özelliği olan sağlam savunma ve gol yesek dahi bocalayıp takım disiplininden kopmamama meziyetleri çok açık şekilde Beşiktaş maçı olmak üzere son üç resmi karşılaşma da tekrar hortladı. Özellikle takımın sistemden uzaklaşıp aceleci ve reaksiyonel oyunu benim canımı sıkan konu. Bu takım ne olursa olsun bu özelliğini mutlaka korumalı. Aksi halde bir yıllık emek ve bu seneki yatırımlar maalesef boşa gider. Evet şampiyon oluruz ama bizim meselemiz hiçbir zaman şampiyon olmak olmadı.

İlk yarıda kaçırdığımız pozisyonlar ve kendi kalemize attığımız gol Beşiktaş’a cesaret vermiş olmalıydı. Oysa onlar açısından pek değişen birşey olmamakla birlikte Terim’in hatalı değişiklik tercihleri orta saha hakimiyetini bizden alıp Beşiktaş’a verdi ve ne olduysa ondan sonra oldu. Takımın en değerli noktası olan orta alan domiasyonunu kaybedince ne atak yaparken organize olabildik ne de savunma da tutucu olabildik. Tüm ümitler Selçuk İnan’ın olmadık bir pasına ve Umut’un kafası kopuk tavuk misali delice presinden çıkabilecek bir gole bağlandı ama bu sefer papaz pilav yemedi ve yine kendi hatamızla üçüncü bir gol yedik. Ben şahsen ne olursa olsun 4 gol yesekte çıkarabileceğimiz kanaatindeydim fakat öyle olmadı. Bunun nedeni de yukarıda bahsettiğim takımın soğuk kanlılığını yitirmesi ve kısmen de yanlış oyuncu değişiklikleriydi.

Bunlar dışında maçla ilgili bizim adımıza söylenecek çok fazla birşey yok. Hakem konusuna da gülüp geçiyorum. O pozisyon penaltı değil fakat ilk yarıda verilmeyenler ve hakemin şov yapmak adına kestiği onlarca pozisyonu hesaba katarsak hakem Beşiktaş’a çok daha fazla katkı sağlamıştır. Neyse ki biz büyük takımın büyük taraftarı olarak hakem konuşmuyoruz ve konuşmayacağız. Alex’in quiz programında hakemlerle ilgili söylediği “en sevmediğim hakem tipi maçlarda kendini öne çıkarmaya çalışan hakem tipi” cevabına %100 katılıyorum ve tüm hakemlerinde bu cümleyi sadece 5 dk düşünmesini umut ediyorum.

No comments: